Tekrar “Yol”dalar, bu kez yanlarında çocukları da var
28 Aralık 2008 Pazar 12:54
Tarık Akan ve Şerif Sezer, “Yol”dan beri ilk kez bir arada oynuyorlar. Kars’ta çektikleri “Deli Deli Olma” filminde onların gençliklerini, çocukları Deniz Arna ve Barış Üregül canlandırıyor

 


FATİH TÜRKMENOĞLU fatih.turkmenoglu@milliyet.com.tr

Tarık Akan ve Şerif Sezer, “Yol”dan beri ilk kez bir arada oynuyorlar. Kars"ta çektikleri “Deli Deli Olma” filminde onların gençliklerini, çocukları Deniz Arna ve Barış Üregül canlandırıyor

Set arasında vardık Kars"a. Tarık Akan ve Şerif Sezer"le ve onların “Deli Deli Olma” filminde oynayan çocukları ile konuşacağız. Çoktandır beklenen kar yağmış. Hani “Kar yağınca hava kırılır” derler ya; o durumdan eser yok. Elektrikli sobalarla mümkün olabildiğince ısıtılan köşeler hariç, ortalık tabir yerindeyse, buz!
Tarık Akan ve Şerif Sezer, üzerlerinde oynadıkları köylü karakterlerin kostümleriyle karşılıyorlar bizi. Şerif hanım, Papuç isimli deli dolu bir kadın; Tarık bey de aşkı için ülkesi Rusya"ya dönmeyi reddeden ve Kars"ta yaşlanan Mişka adında bir Malakan.
Tarık Akan"ın oğlu Barış, Bilkent"ten yeni mezun olmuş. Söyleşinin ardından Amerika"ya mastır yapmaya gitti. İlk filminde, ilk doğu gezisinde, ilk set tecrübesinde. Şerif hanımın kızı Deniz ise, konservatuarda, son sınıfta. Barış"la anlaşmışlar, belli. Anneleri ve babalarının gölgesinde, ama bir o kadar da kendi dünyalarındalar.
“Bitti mi kız, iyi misin kız Papuç?” diye soruyor Tarık Akan. Bir kahkaha atıyor ardından. Şerif hanım çocukların üşüyüp üşümedikleriyle ilgili en çok. Bir de gençlerin nasıl oynadıkları, anne-babanın arasındaki baş sohbet konuları.
Mümkün olduğunca ılıtılmış bir köşeye sindik. Birer çay aldık ve sohbete başladık. Bir öğleden sonra başlayan sohbetimiz, ertesi gün akşamına kadar devam etti. Birlikte yemek yedik, akşam Şerif Sezer"in yeni yaşını sürpriz doğum günüyle kutladık; aynı otelde kalıp ertesi günün setine birlikte gittik.


Tarık Akan ve Şerif Sezer"in birlikte oynadığı ikinci film sanırım.
Şerif Sezer: “Yol”dan sonra ikinci filmimiz. Ama bu o kadar güzel bir senaryo ki, Tarık tam bir Mişka. Başka kimse olamazdı. Ben de; Azeri-Türkmen karışımı, burada Terekeme deniyor; bir köylü kadınını oynuyorum. Karakterin adı Papuç. Bu dehşet bir kadın; bütün köye kök söktüren bir deli Papuç! Bu Mişka"nın canını okuyorum bütün film boyunca! İnsan film çekerken hisseder ya; burada çok gönülden çalışıyoruz. İnşallah herkes çok beğenecek. Zaten senaryo iyi olmasaydı, çok sevmemiş olsaydı, ekip böyle olmasaydı, Tarık asla oynamazdı.
Tarık Akan: Benim karakter de bir “Malakan”. Kırım"ın üzerinde yaşayan Ruslar, buraya girmişler. Sonra parti parti geri dönmüşler. Ama çok az bir kısmı kalmış. Bu Malakanlar, din olarak Protestan, ama Aleviler gibi, biraz her şeye karşı gelen bir grup. Çok becerikliler. Kars"a ilk gravyer peyniri, patatesi, değirmeni, arıcılığı, tarımı getirenler onlar. Mişka"nın kalmasının nedeni, en büyük aşkı Papuç. 

“Ne giyersek giyelim üşüyoruz”

Doğal şartlar sizi bir hayli zorluyordur. Şu anda eksi 12, gece de eksi 20"lere kadar düşecek...
Tarık A.: Şerif de ben de zor şartlara alışkınız. Doğu ve Güneydoğu"da ben çok fazla film çektim. Buralarda çalışmadığım hiçbir şehir kalmadı.
Şerif S.: Ben valla çocukları düşünüyorum daha çok. Ama doğrusu bu ya, çok soğuk. Ne sobalar, ne çoraplar, ne kostümlerin içine giydiğimiz katlar; hiçbiri işe yaramıyor. 

Bu kaçıncı filminiz?
Tarık A.: Benim bu 120"nci filmim. O kadar çok olmuş yani.
Şerif S.: Benim 16 mı, 17 mi; Tarık 120"yi biliyor, ben 17"yi bilmiyorum!







Barış Üregül: “Tarık Akan"ın oğlu olarak tanınmadım”

Sinemada “Barış Üregül” adını mı kullanacaksınız?
Valla bilemem, herhalde “Akan” yazmazlar. Kendi soyadımı kullanmayı tercih ederim.

Oyunculuğu sevdiniz mi?
Çok güzelmiş, çok sevdim. Set ortamı, burada tanıştığım insanlar, sahne yoksa gezmeler... Ben Ankara"da okudum, Ankara"dan doğuya da hiç geçmemiştim. Bambaşka bir yer gördüm şimdi. Ekiple kurulan yakın ilişkiler çok keyifli. 

Oyunculuğu niye denemediniz?
Hiç aklıma gelmedi. Zaten ben “Tarık Akan"ın oğlu” olarak tanınmadım hiç. Soyadım da Akan değil ya, o babamın sinema adı; arkadaşlarım durumu çok sonra fark ediyorlardı.

Hiç başka iş yaptınız mı?
Sadece staj yaptım. 

Sahnelerinizde babanız yardım etti mi?
Etti. “Şöyle yap, böyle yap” dedi. Ben de o ne derse yaptım.

Aşk sahneniz var mıydı?
Hep bakışlarda. Öyle temas olarak yakın sahneler yoktu.

“Yakın sahneler” olsaydı, sette babanız var diye utanır mıydınız?
O kadar da utanmazdım. Yani... 

Kendinizi perdede merak ediyorsunuzdur...
Çok merak ediyorum. Ama Amerika"ya mastıra gidiyorum, film çıktığında burada olmayacağım. Gerçi galaya gelmek de isterim; bakalım ne olacak. 




Tarık Akan: “Çorap örmeyi öğrenmeliyim, yatkın değilim!”
Bugün Kars"ta yaşayan Malakan var mı?
Var; hepsiyle konuştum. Ben bir şeyi sevdiğim zaman köküne kadar giderim. İki aile var. Çoğu Amerika"ya göçmüş, bir kısmı da Rusya"ya dönmüş. Ama bu filmde, biliyor musun, aslında başrolde bir piyano var!

Çok anlamadım.
Filmi görünce anlayacaksınız. Papuç"la duygu bağını kuran aslında bir piyano... Ben bu filme hayatımı koydum. 15 gün çekimim yoktu; burada çalıştım. Kars Konservatuarı"ndan bir Rus hocadan piyano dersi alıyorum.
Ne zor işmiş... Bir de tığlarla çorap örmem lazım, katiyyen elim yatkın değil. Önce piyanoyu başarayım da, örmeyi de öğrenmem lazım.

Piyanoyu siz mi çalmak zorundasınız?
Valla hırslandım, bu işin altından kalkacağım. Ben çalmak istiyorum. Ama şu iki el meselesi beni çok bozuyor. Sağ el tamam, sol el de tamam; ikisi birleşince olmuyor bir türlü... Aslında “meslek yorgunluğu”na yıllar önce girdim. Şansım da var, maddi kaygılarla kolay “evet” demiyorum. Bugün bu film, çok sevdiğim bir iş. Bunun parayla pulla bir ölçüsü yok. 

Mişka karakterinin aksanı var mı?
Yok. Arada Rusça konuşuyorum, Rusça şarkı söylüyorum.

Yurtdışında film çektiniz mi?
1988"in sonuna kadar yasaklıydım zaten; çok güzel iki teklif geldi, ama gitmek için kaçmam gerekirdi, onu da göze alamadım. 

Tarık bey, sizin üç çocuğunuz var, ama aslında hiçbirini görmemiştim şimdiye kadar.
Bu işlerde değiller, neden ortalara atayım? Okulları var, kendi çevreleri var; bulaştırmadım. Çocuklarımın annesi de bu meslekten değil, elektrik mühendisi zaten... 





Tarık Akan: “Rus hocadan piyano dersi alıyorum”
Filmin önemli öğelerinden biri de piyano. Tarık Akan"ın canlandırdığı karakter, film boyunca piyano çalıyor. Tarık Akan, kendisi çalabilmek için, uzun süredir Kars Konservatuarı"nda görevli bir müzik öğretmeninden ders alıyor.




Şerif Sezer: “Her hafta Göztepe Pazarı"ndayım; her gün 7 km yürür, 2 kg elma yerim”

Şerif hanım, iki film üst üste; üstelik ikisinin de çekimleri Kars"ta!
Böyle bir şans oldu. Bazen iki sene oturursunuz, bazen de böyle... Bu filmde kar beklerken, Mahsun Kırmızıgül"ün filminde karsız sahneleri çektik; şimdi burada boş günlerimde öbürünün setine gidiyorum.

Sizin gibi ışığı olan oyuncuyu nasıl oturturlar, anlamıyorum.
Yaş yaş! Bugün doğum günüm ayrıca. 

Mutlu yıllar. Yaşsız bir oyuncusunuz; kesinlikle gördüğümü söylüyorum. 
Teşekkürler. Biliyor musunuz, arkama baktığım zaman utanacak bir şey istemedim ben. Hep insanlar bana güzel baksınlar istedim. İşimi yapayım, kendimi de fazla anlatmayayım istedim. Gazetecilerle de çok ilişkim olmadı aslında. Ben işimi yapmayı çok sevdim ama işin öbür tarafı bana göre değil. Bütün filmlerimi çok sevdim; en azından 10 tanesi Türk sinemasının en iyi filmleri arasında sayılıyor. Şans işte...

Uzun süre Fransa"da yaşadınız, sonra Türkiye"ye döndünüz.
Evet, altı yıl yaşadım orada, hem de hiç Türkiye"ye dönmeden. Orada yaşayamayacağımı anladım çünkü ikinci sınıf olmayı hiç sevmedim. Onlar kendi aralarında da çok fazla sıcak değiller. Kimsenin kapısı tesadüfen çalmıyor. Ben buraya tatile bir geldim, unuttuğum ilişkiyi gördüm, “Ben orada ne yapıyorum?” dedim. Asla dışarıda yaşamayı düşünmem; ancak tatile giderim.

“Eskiden setler tuvaletsizdi”

Yurtdışında da film çektiniz sanırım.
Almanya"da, bir Türk yönetmenin filminde oynadım. “Hakkari"de Bir Mevsim” yurtdışında vizyona girdikten sonra, oradaki ajans bana çıkan haberleri yolladı. 7-8 dergiye kapak olmuşum! Eğer birileri ilgilenip, profesyonel adımlar atsaydı, belki olabilirdi. Ama zaten yurtdışından yorulmuşum... “Yol” 17 sene sonra Türkiye"de gösterildi, “Hakkari"de Bir Mevsim” galada durduruldu. Kendi ülkemde iyi işler yapmak istedim hep. Şimdi kızım gitsin, onu çok desteklerim.

“Hakkari"de Bir Mevsim”i hasta olmadan bitirmiş miydiniz?
Ne mümkün! Bir hafta hastanede yattım, Hakkari"de. Tuvalet bile yoktu; o zaman çalışma şartları çok ağırdı. Bir köy evinde kalıyorduk, ailenin yedi yaşlarında Azimo diye çok güzel bir kızı vardı. Ayaklarında cizlavet dedikleri lastik ayakkabıları... Ayakkabı bir gün akan nehre düştü. Azimo, ayazda, kendini suya atıp, yarısı kopuk lastiği kurtardı. Çok yoksullardı. Şimdi kim bilir kaçıncı çocuğunu doğurdu, üstüne kaç kuma geldi. Annesi de kumaydı. Yaşlı kocasına bakardı. Ah ne anılar, kafamda ne resimler var...   

Devlet Tiyatrosu devam ediyor mu?
Yeni emekli oldum, maaşım bağlandı. Ama iyi projelerde sahneye çıkarım tabii. 

Emekli maaşı yetecek gibi mi?
Ben bu paralarla yıllarca idare ettim, gerekirse gene ederim. Krizden de korkmuyorum, parasızlıktan, işsizlikten de. 

Kocanız ne iş yapıyor, nerede oturuyorsunuz?
Hah hah! Eşim ticaret yapıyor. Uzun yıllardır Göztepe"de oturuyoruz. Günde iki kilo elma yerim, her gün yedi kilometre yürürüm. Her pazartesi Göztepe Pazarı"na gidiyorum, bütün esnafı da tanırım. Pazarcılarla ahbaplığım çok iyidir, “Abla bize de iş bulsana, yok mu bir figürasyon?” diyorlar! Onlarla futbol konuşuyoruz, ailelerini tanıyorum. Kapalı kapılar ardında yaşayan insanlara çok acıyorum. Bizim Göztepe hâlâ bir mahalle gibi, hayatımdan çok memnunum.

Belki bazı şöhretli insanlar kendilerini bu zenginliklerden mahrum bırakıyorlar.
Kesinlikle öyle. Bazı arkadaşlarım “İstanbul"da F Tipi"nde yaşıyor gibiyiz” diyorlar. Bir anlamda İstanbul"dan vazgeçiyorlar... 


Deniz Arna: “Annem beni izleyince geriliyorum”

Anneniz sizi merak etti, sette çok üşümüş olabileceğinizi düşündü.
Öyledir o, evhamlıdır, beni çok merak eder. “Hiç üşümedim” dedim, rahatladı... Doğrusu, çok üşüyoruz. Dün iki çorap üstü naylon, üstüne bir çorap daha giyindim. Aralara ısıtıcılar koyduk; buna rağmen üşüdüm.

Yeni kuşak oyunculardansınız ve önünüzde upuzun bir yol var.
Evet, çok da zor bir yol... Annemin mezun olduğu yıllarda gideceği yer belliydi: Devlet Tiyatrosu. Oyuncunun kadrosu yapılırdı, güvencesi olurdu. Ne kadar güzel... Şimdi İstanbul"da böyle bir şeyin imkanı ihtimali yok. Biz ancak bir yerlerden tutunmaya çalışıyoruz. 

Aslında tutunma durumunuz fena değil, dizide de oynuyorsunuz.
“Güldünya”da ve bir arkadaşımın oyununda oynuyorum. Zaten Mimar Sinan Üniversitesi"nde son sınıfta okuyorum.
Annenizle aynı evde yaşıyorsunuz değil mi? Bir de sette de berabersiniz...
Benim zaten ciddi bir problemim var: Herkese oynayabilirim, ama anneme oynayamam! Ancak temsillerde beni görebiliyor; onun dışında çok utanıyorum. Beni monitorden izlerse çok geriliyorum.
O çok mükemmeliyetçi. Böylesi sürpriz oluyor, daha iyi.

Peki Şerif hanım “Aman kızım geç kalma, aman beni ara” diyen bir anne midir?
Ooo, her zaman; bunu hep yapar. Hatta 40"ımda da yapacak...



“Nasıl göründüğüme değil, hep nasıl oynadığıma baktım” 

Çocuklarınızla berber oynuyorsunuz, ne büyük bir keyif...
Şerif S.: Deniz konservatuarda, oyunculuk okuyor. 22 yaşında. Bu projede benim gençliğimi oyunuyor. “Çemberimde Gül Oya” ve “Beyaz Gelincik”te de benim genç halimdi.
Tarık A.: Barış ilk defa kameranın karşısına geçti. İki hafta içinde de Amerika"ya, mastıra gidecek. Bu işe bulaşmaması için bu yıla kadar çaba sarfettim. İnanır mısınız, ilk defa bir sete geldi, o da oyuncu olarak... “Baba beni seyretme” dedi. “Peki” dedim. Şimdi o Kars"ın köyünden kalkıp Amerika"ya gidiyor; kafasında buradan çarpıcı resimler kalacak. İlk defa doğuya geliyor, ilk kez köy görüyor... Oyunculuk zor iş, şimdi daha da zor.

“Sanat ölene kadar devam etmeli”

Neden şimdi daha zor?
Tarık A.: Eskiden seyirciye her şeyi yedirebiliyordun. Şimdi öyle değil. Üstelik sinema ve dizi oyunculuğu arasında çok ciddi farklar var; hâlâ bir sürü oyuncu bunun farkında değil gerçi... Bir de fiziksel güzelliğe oturtulan sanat uzun ömürlü olmaz. Sanat, ölene kadar devam etmeli. Bu mesleği, fiziksel zenginliğin veya paranın peşinden giderek yaşatamazsın. Sanat her zaman ilericidir, sistemle kavgalıdır, her zaman muhalefettir. Şimdi Nuri Bilge Ceylan beni çok heyecanlandırıyor mesela. “Pat” diye çıktı ortaya, aferin Nuri Bilge"ye. 
Şerif S.: Evet, birçoğu için fizik biter, iş biter. Birçok genç arkadaş için “sanatçı” sıfatını kullanmaktan şiddetle kaçınıyorum. Hâlâ kendim için bile kullanamıyorum. Ama çok iyi oyuncular, çok özel genç yetenekler de var. Ben bütün oyunculuk hayatımda hiç nasıl göründüğümle ilgilenmedim, hep nasıl oynadığıma baktım.  

Tarık bey siz de dizilerde oynadınız.
Tarık A.: Evet. “Koçum Benim” de çok iyi tutmuştu; ama dizi oyunculuğunu ben beceremiyorum. Günde 18 saat çalışmayı artık kaldıramıyorum. 60 yaşındayım, artık oyunculuk yapmak bana ağır geliyor. Kameranın arkasına geçmek istiyorum, yönetmenlik yapmak istiyorum. 

Oyunculuk kuşaktan kuşağa geçebilecek bir iş değil. Bu yüzden duyduğunuz gurur daha da fazladır.
Şerif S.: Ben Deniz"e ne negatif ne pozitif anlamda hiçbir şey söylemedim. Oyunculuğu kendi seçti. Zaten kendi işlerine karıştırmaz.
Tarık A.: Üç çocuğumun da bu işi yapmasını istemedim. Gerçi Barış  artık benden çıktı, kendi kararlarını verecek yaşta. Gider oyunculuk okur,  kendi savaşını verir; ona karışamam. 



netmen Murat Saraçoğlu: “Köylülerden fikir alarak çalışıyoruz”

Sizi “120” ve “O... Çocukları” ile tanıdık. Bu da sanırım üçüncü filminiz. “Deli Deli Olma”yı nasıl anlatırsınız?
Bu bir yalnızlık, bir arada yaşama öyküsü. Set çok iyi, köylülerden fikir alarak çalışıyoruz. Gerilimle beslenen insanlardan değilim. Ayrıca buradaki misafirliğimizin farkındayız, kimseyi üzmek istemiyoruz. 

Filmden ne bekliyorsunuz?
Önce iyi bir film olmasını bekliyorum. Ödüller, festivaller, zaten iyi bir filmse gelir. O zaman kalıcı olur. Bu filmin senaristi Hazel Sevim Ünsan, bana senaryoyu geçen sene verdi. Karışık dönemdi, bir süre ilgilenemedim. Bir yapımcı aradık, Tolga Aydın da bizle aynı heyecanla projeye sarıldı. Şimdi bu kadar iyi enerjiyle, bu kadar umutla bağlanılan iş bu; iyi bir sonuç çıkacağını ümit ediyorum. 

Tarık Akan ve Şerif Sezer"in çocuklarını oynatmak kimin fikriydi?
Şerif hanımın gençliği için kızını düşünebileceğimiz fikrini bize Şerif hanım verdi. Zaten Deniz de oyuncuydu, onda bir problem çıkmadı. Ama Tarık abiyle oğlunu bir araya getirmek, bizim fikrimizdi. Tarık abiyi ikna etmek gerekti... En azından bir filmde bile kalsa, iyi bir anı olacak. Ayrıca çok keyifli çalıştık çocuklarla da.

Günlük falınızı Okuyun

Astroloji.org 'un desteğiyle

Yrd. Doç. Dr. H. Parlakyıldız
Hulusi Şenel
Gündoğdu Yıldırım
Av. Osman Muzmul
Video Haber
Gazete Başlıkları
Anket
3. yılına giren Hrant Dink cinayetinde yargının ve kolluk kuvvetlerinin, faillerin ve arkasındaki güçlerin üzerine yeteri kadar gittiğini düşünüyor musunuz?
EVET
HAYIR
Mail Listesi